1 Haziran 2012 Cuma

İki devlet tek millet olarak Azerbaycan-Türkiye birleşsin

Geçtiğimiz Haziran ayının ilk günlerinde Türkiye ve Azerbaycan’ın üst makamları tarafından Türk –İslam Birliği’nin kurulması yolunda önemli bir adım atıldı.
İki Müslüman kardeş ülkenin liderleri,“İki devlet tek millet” olma yönündeki      temennilerini ve önümüzdeki dönemde      bunu gerçekleştirmek için yapacakları çalışmaları açıklayarak Türk – İslam Birliği’ni büyük bir heyecanla bekleyen çevrelere önemli bir müjde verdi.
Hiç kuşku yoktur ki Sayın Adnan Oktar’ın öncüsü olduğu ve uzun yıllardır bu doğrultuda gerçekleştirdiği çalışmaların akabinde yaşanan bu gelişmeler, Allah’ın izniyle İslam ahlakının dünya çapındaki aydınlık geleceğinin bir başlangıcıdır.
Türkiye; geliştireceği stratejilerle hem tüm Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya’da kalıcı barışı temin edebilecek, hem de böyle bir birliktelikten oluşacak ekonomik gücü en hakkaniyetli şekilde idare edebilecek bir tarihi birikime sahiptir. Hiçbir maddi değer; tarihe yön vermiş, insanlığa barışı, adaleti ve huzuru getirmiş, zengin bir kültüre sahip, köklü bir medeniyetin kurucusu olan bir milletin sahip olduğu tecrübenin yerini tutamaz. Geçmişte olduğu gibi bugün de Müslüman Türk Milleti; sabrı, imanı ve güzel ahlakı ile mazlumun yanında, zalimin karşısında yer alacak, farklı kültürlerden ve  kökenlerden gelen insanları adalet ve hoşgörü potasında birleştirecek ve tüm dünyanın özlemini çektiği barış ve güvenlik ortamını oluşturacaktır. Bu bakımdan, tarih boyunca cihan devletleri kurarak kıtaları nizama sokmuş, örfünü, kültürünü  büyük bir aşk ile muhafaza etmiş olan Müslüman Türk Milleti çok önemli bir dönemeçtedir.
Türk-İslam Birliği’nin kurulması tüm İslam ve Türk dünyası tarafından şevkle ve heyecanla beklenmektedir. Bu birliğin ilk ve en önemli adımı, Azerbaycan ve Türkiye’nin iki devlet, tek millet olarak birleşmesidir. Sayın Adnan Oktar Türk-İslam Birliği’nin ilk aşaması olan bu birleşmenin, daha fazla vakit kaybedilmeden ve daha geç kalınmadan bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini gerek eserlerinde gerekse verdiği röportajlarda birçok kez vurgulamıştır.
Son olarak Sayın Adnan Oktar’ın Onursal Başkanı olduğu Bilim Araştırma Vakfı’nca 29 Mayıs 2008 tarihinde yayınlanan “İKİ DEVLET TEK MİLLET OLARAK AZERBAYCAN – TÜRKİYE BİRLEŞSİN” ilanının hemen ardından 04 Haziran 2008 tarihinde yaşanan gelişmeler, Sayın Adnan Oktar’ın uzun yıllardır gündeme getirdiği İslam Birliği yolunda önemli bir adımdır.
Azerbaycan ve Türkiye’nin “İKİ DEVLET TEK MİLLET” Olarak Birleşme Sürecini Hızlandırmak İçin…
Yakın geçmişte yaşanan Hocalı Katliamı gibi acıların tekrar etmemesi sağlanmalı, bu topraklara huzurun ve güvenliğin hakim olması için 1992 yılında kapatılıp işgal edilen Laçin Koridoru açılmalı, Dağlık Karabağ bölgesi başta olmak üzere işgal altındaki tüm topraklar işgalden kurtulmalıdır. Laçin Koridoru’nun açılması için her türlü diplomatik girişimde bulunulmalıdır.
Gerginliği tırmandırmak, sürekli düşmanlık duygusunu körüklemek kimsenin yararına olan bir davranış değildir. Çağımız öfke ve kin çağı değil, dostluk, sevgi, anlayış, işbirliği ve kardeşlik çağıdır. Öfke, intikam çağları artık geride kalmıştır. Ermenistan da kardeşçe ve dostça bir yaklaşım içinde olmalı, düşmanlıkları körüklemek yerine sevgiyi ve barışı ön plana almalı, “Türk düşmanlığı” düşüncesinden tamamen vazgeçmelidir. Bu düşmanlık duygusu günümüzün sosyal gerçeklerine de aykırıdır. Bu şekilde yaşamanın, Ermenistan’a bugüne kadar ekonomik olarak da kültürel olarak da bir faydası dokunmamıştır. Düşmanlık siyasetine devam edilmesi durumunda, Ermenistan’ın içinde bulunduğu ekonomik şartlar daha da kötüleşecek, fakirlik ve yokluk daha da artacaktır. Müreffeh ve aydınlık bir Ermenistan’ın yolu, kardeşlik ve sevgiden geçmektedir.
Ermeniler, Kitap Ehli olan bir topluluktur. Müslümanların Kitap Ehli’ne bakış açısı Kuran’a göre çok açıktır. Peygamber Efendimiz (sav) de Kitap Ehli’ne karşı her zaman hoşgörülü ve merhametli olmuştur. Nitekim gerek Selçuklu gerekse Osmanlı dönemi boyunca Ermeniler, Türk hakimiyeti altında hiçbir yerde bulamadıkları refah ve huzuru bulmuşlar, Osmanlılar da Ermenileri Millet-i Sıdıka (Sadık Millet) olarak adlandırmışlardır.
Ancak, Ermenilerin geçmişe dayalı öfke ve kin duygularından kurtulmaları, hasmane bir tutum içinde olmamaları son derece önemlidir. Nitekim inançlarının gereği de budur. İncil’in pek çok açıklamasında, komşuya duyulan sevginin önemine özellikle dikkat çekilmiş, hatta inananların komşularının iyiliği için gayret etmeleri gerektiği bildirilmiştir. Ermenistan’ın komşularına karşı izlediği siyasetin temelinde de, İncil’de kendilerine söylendiği şekilde, sevgi ve merhamet olmalıdır.
“İsa şu karşılığı verdi: Adam öldürme, zina etme, hırsızlık yapma, yalan yere tanıklık etme, annene babana saygı göster ve komşunu kendin gibi sev.” (Matta, 19; 18-19)
“Sevgi, komşuya kötülük etmez. Bu nedenle sevgi, Kutsal Yasa’nın yerine getirilmesidir.” (Pavlus’un Romalılara Mektubu, 13; 10)
“Her birimiz, komşusunu ruhça geliştirmek amacıyla, komşusunun iyiliğini gözeterek onu hoşnut etsin…” (Pavlus’un Romalılara Mektubu, 15;2)
 Eğer Ermenistan dostluktan ve kardeşlikten yana tavır koyarsa, geçmişte yaşanmış tüm olaylar bir kenara bırakılarak, Ermenistan’la ticari ve kültürel ilişkiler kurulabilir. Azerbaycan ve Türkiye’nin birleşmesiyle oluşacak dostluk ortamından Ermenistan’ın da fayda göreceği açıktır. Ekonomik, siyasi ve ticari birliktelik tüm taraflara fayda sağlayacak, bu koşullar altında çok rahat ve müreffeh bir yaşama alanı oluşacaktır. Ermeniler de ticaretlerinde, dinlerinde, dillerinde, yaşamlarında daha özgür, daha güven içinde, daha rahat olacaklardır. Bölgede sürekli tırmanan gerilim yerini barışa bırakacaktır. Bu barıştan tüm tarafların fayda göreceği ortadadır.
Bugün yapılması gereken geçmişi bırakıp geleceğe bakmaktır. Sürekli geçmişte neler olduğunu konuşmak yerine gelecekte neler yapılabileceğini, bölgede ekonomik koşulların nasıl geliştirilebileceğini, kültürel bir atılımın nasıl yapılabileceğini, istikrarın nasıl sağlanabileceğini, anlaşmazlıkların nasıl tamamen ortadan kaldırılabileceğini konuşmak gerekir. Üstünde durulması gereken budur. Geçmişi bugüne taşıyarak, gerginlik ortamı meydana getirmenin kimseye faydası yoktur. Şiddet, gerginlik ve aşırılık hiçbir topluma yarar sağlamaz. Her türlü şiddetten kaçınmak, aşırılık yerine ılımlılığı tercih etmek, itidalli davranmak, hoşgörülü ve sabırlı olmak, gündeme gelebilecek tüm sorunları uzlaşıyla çözüme kavuşturmak en akılcı ve mantıklı yoldur.
Müslüman Ülkelerin Gerek İkili Olarak Gerekse Daha Geniş Platformlarda Birleşmeleri Fikrinin Öncüsü Olan Sayın Adnan Oktar’ın Röportajlarında Konuyla İlgili Yaptığı Açıklamalar…
Bir Yıl Önce 8 Haziran 2007 Tarihinde Yabancı Gazetecilerle Yapılan Basın Toplantısı…
“Türk devletleri ile Türkiye’nin çoktan birlikte olması gerekiyordu şu ana kadar, bu gereksiz bir gecikmeyle devam ediyor. Konya ili neyse Azerbaycan da odur. Eskişehir neyse Türkistan da odur. Bu devletlerin tek bir çatı altında birleşmeleri ve kardeşçe Dünya barışını koruyacak bir güç olarak aydın çizgide, sevgi dolu, şefkati, merhameti insanlığa sunarak bir bölgede denge unsuru olmasında çok büyük fayda var ve bunun gecikmemesi gerekiyor. Türkiye eğer bölgede ağırlığını koyarsa, anarşinin, terörün en yoğun olduğu bölge de huzura kavuşacaktır. Yani Türkiye’nin bölgede lider olması çok hayati bir konu. Türk Milleti’nin çok hoş insani özellikleri vardır. Sevgide, şefkatte, merhamette, misafirperverlikte, insancıllıkta dünyaya örnek olacak çok üstün yetenekleri vardır. Bu yetenekte olan insanların bölgede denge unsuru olmasında da çok büyük fayda vardır.”
Ocak 2008 tarihli Çay TV Röportajı…
Sunucu: Türkiye’nin yeniden Osmanlı dönemindeki gibi bölgeye hakim, eski gücünde bir ülke olmasını istiyorsunuz. Dünyaya yön veren bir ülke olmasını istiyorsunuz. Bu konuma Türkiye gelebilecek mi?
Adnan Oktar: Zaten yüzyılların mirası bu. Bütün İslam ülkeleri bunu istiyor. Bütün Türk devletleri istiyor. Azerbaycan’a sorun, direkt Türkiye’nin yönetiminde olmayı istiyorlar. Türkiye ile sınırlarımızı kaldıralım tek devlet olalım diyor Azerbaycan.
Haziran 2008 tarihli Azerbaycan TV Röportajı…
Sunucu:  Gelelim sizin çok önemle üzerinde durduğunuz bu Türk-İslam Birliği konusuna. Şimdi bu sizin istediğiniz Türk-İslam Birliği. Mesela siz bu birliğin Türkiye’nin öncülüğünde kurulmasını istiyorsunuz. Bununla ilgili çalışmalarınız var. Hatta konferanslar düzenlendi. Şimdi bu kuruluş aynı zamanda bir eski SSCB dönemi gibi, Yugoslavya dönemi gibi öyle bir yapılanma mı olacak yoksa nasıl olacak?
Adnan Oktar: Hayır hayır. Bu bir gönül birliği. Benim düşündüğüm Türk-İslam Birliği’nde bütün devletler milli devlet olarak kalıyor. Hepsi. Bu bir gönül birliği yani bir sevgi birliği, muhabbet birliği ve ortak akıl birliği. Mesela bir yerde bir terör olduğunda ortak karar alıp ortadan kaldırmak. Ekonomik bir çıkmaz olduğunda ortak karar alıp bunu çözmek. Mesela bir ülkenin ekonomik çöküntü içinde olması durumunda ortak karar alıp onu kurtarmak.
Sunucu:  “Laçin Koridoru’nun ismini bile hatırlamanız bizim için gerçekten çok şaşırtıcı…”
Sunucu:  Hocam peki sizin düşünceniz nedir Azerbaycan’la ilgili? Azerbaycan şu anda biliyorsunuz ki diğer devletlerde olduğu gibi bazı işgal altında olan toprağı vardır. Karabağ toprağı vardır. Biraz önce röportaj öncesinde konuştuğumuz zaman siz Laçin Koridoru’ndan bahsettiniz. İsmini bile hatırlamanız bizim için gerçekten çok şaşırtıcı bir şeydir. Çünkü birçok insan onu bilmiyor. Ne düşünüyorsunuz Hocam bu konuda? Ermenistan’ın işgali, bizim toprakları alması. Daha sonra Karabağ ile ilgili sorunlar, daha sonra Hocalı soykırımı oldu.
Adnan Oktar: Bu Laçin koridoru yıllardan beri beni özellikle çok rahatsız eden bir konudur. Onun mutlaka bir an önce açılması gerekiyor. İki devlet tek millet. Bir kere iki taraf da Türk, iki taraf da Müslüman. Tamamen suni bir ayırım var. Yani Ankara ile Konya’yı ayırmış gibi bir şey oldu. Bu ne kadar mantıklı olursa iki ülkenin ayrı olması da o kadar mantıklı şu an. O Karabağ sorununun Ermenistan ile akılcı görüşmelerle mutlaka bir an önce çözülmesi gerekiyor. Çünkü bu onların da lehine. Yani Türkiye’yi karşısına almak, Azerbaycan’ı karşısına almak, Ermenistan için en son düşünülmesi gereken bir şeydir. En hatalı harekettir. Türkiye’yi de Azerbaycan’ı da kendine dost bilip, yakın bilip onların desteğini araması gerekiyor. Onun için bu Karabağ sorununun bir an önce hallolması, o yolun açılması, koridorun açılması çok hayati. Türkiye ile bağı sağlayan yoldur. Çok hayati. Bu olmayacak şey değil. Çok kolay yapılır. Yani diplomatik bir düzenleme ile çok kolay yapılır. Ama azmetmek lazım.
Sunucu: On seneyi aşkın bir zamandır yapılamıyor. Diplomatik olaylar devam ettiriliyor.
Adnan Oktar: Büyük kamuoyu baskısı gerekir. Arkadaş diyeceksin bu yolu açalım. Ermenistan’a biz destek olalım, ekonomisini canlandıralım. Gelin bizde çalışın. Biz de sizde çalışalım. Gelin Azerbaycan’da istediğiniz gibi gelişin çalışma yapın. Azeriler de sizin topraklarınızda çalışsın. Ama şurayı halledelim. Yani şu haksız işgal kalksın yolu da açalım. İki devlet bir millet oluşsun.
Sunucu: Yani böyle Türk-İslam Birliği’ne atılan ilk adım olmuş oluyor.
Adnan Oktar:  Çok hayati. Birinci meyve budur.
29.Mayıs.2008 Tarihli “Azerbaycan-Türkiye” İlanının Hemen Ertesinde Basında Çıkan Haberler
04.Haziran.2008 / Yeni Şafak Gazetesi
Azerbaycan ve Türkiye İki Ayrı Devlet Tek Millet
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev baş başa ve heyetlerarası görüşmelerin ardından basın toplantısı düzenlediler. Sayın Erdoğan yapılan görüşmelerde iki ülke arasındaki siyasi, ekonomik, askeri, kültürel, ticari, eğitim gibi alanlarda ilişkileri gözden geçirdiklerini belirtti. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin müstesna bir nitelik kazandığını vurgulayan Başbakan Erdoğan, ortak projelerin, iki ülke arasındaki stratejik ilişkilerin gücünü gösteren önemli bir gösterge olduğunu söyledi.
Aynı şekilde İKÖ’de (İslam Konferansı Örgütü) iki ülkenin hep dayanışma içinde olduğunu, Avrupa Parlamentosu’nda da bunun örneklerinin bulunduğunu ifade eden Erdoğan, Türk dünyasında da Türkiye ile Azerbaycan arasındaki dayanışmanın iyi bir örnek olduğunu belirtti. Erdoğan, “Aldığımız kararlarda hiçbir zaman bir şüphecilik yoktur. Hemen süratle gereği neyse bu yapılmıştır. Bundan sonra da yapılmaya devam edecektir. Bizim dayanışmamız olmaması halinde o zaman bizim ‘iki ayrı devlet, tek millet’ anlayışı yerine gelmez. Bunu her zaman yerine getirmemiz lazım” diye konuştu.
l 05.Haziran.2008 /Türkiye Gazetesi 
Erivan’a Mesaj
ERDOĞAN: Ermeni işgali altındaki Yukarı Karabağ için bundan sonra da Azerbaycan ile ortak hareket edeceğiz.
Günübirlik ziyaret için Nahçıvan’a giden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile bir araya geldi. Baş başa ve heyetlerarası görüşmelerin ardından basın toplantısı düzenleyen iki lider, Ermenistan işgali altındaki Dağlık Karabağ bölgesi için birlik mesajı gönderdi. Erdoğan, “Yukarı Karabağ meselesinin Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü çerçevesinde, uluslararası hukuk ilkelerine uygun olarak çözüme kavuşturulmasını arzuluyoruz. Bugüne kadar bu konuyu nasıl desteklediysek bundan sonra da aynı kararlılıkla desteklemeye devam edeceğiz” dedi. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki dayanışmanın iyi bir örnek olduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, “Dayanışmanın olmaması halinde ‘iki ayrı devlet, tek millet’ anlayışı yerine gelmez. Bunu her zaman yerine getirmemiz lazım” diye konuştu.
05.Haziran.2008 /Akşam Gazetesi İki Ayrı Devlet Tek Millet
Erdoğan ve Aliyev, Nahçıvan’da ‘dayanışma’ mesajları verdi. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’le görüşmelerin ardından ortak düzenledikleri basın toplantısında Erdoğan şöyle konuştu:
- KAFKASYA ARTIK ÇÖZÜLSÜN: Güney Kafkasya’da barış, istikrar ve refah ile iş birliğinin tesisi konusunda Sayın Aliyev ile aynı görüşleri paylaşıyoruz. Yukarı Karabağ sorununun Azerbaycan’ın toprak bütünlüğü çerçevesinde artık çözüme kavuşturulması bizlerin de arzuladığı en önemli konudur.
-  TÜRK DAYANIŞMASI: Türk dünyasında Türkiye ile Azerbaycan arasındaki dayanışma iyi bir örnek. Bizim dayanışmamız olmaması halinde o zaman bizim ‘iki ayrı devlet, tek millet’ anlayışı yerine gelmez. Bunu her zaman yerine getirmemiz lazım.
Aliyev de, Azerbaycan ve Türkiye’nin her konudaki tutumlarının ‘’tamamen örtüştüğünü’’ söyledi. Nahçıvan’da böyle bir görüşmenin büyük önemi olduğunu kaydeden Aliyev, “Çünkü Nahçıvan, Azerbaycan’ın Türkiye ile kara sınırı olan tek bölgesidir. Türkiye, 1990’lı yıllardaki kriz döneminde (Ermenistan tarafından yapılan) muhasara (kuşatma) altındaki Nahçıvan için ciddi rol oynadı” dedi.
05.Haziran.2008 / Sabah Gazetesi
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, Nahçıvan Özerk Bölgesi’ni ziyaretinde Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev ile iki ülke arasında önemli ekonomik adımlar atıldı. … Aliyev Azerbaycan’ın Türk vatandaşlarına uyguladığı vizeyi kaldırma kararını açıkladı.
Kafkaslardaki Kardeş Cumhuriyet: AZERBAYCAN
Azerbaycan Türkleri 28 Mayıs 1918′de ulusal Azerbaycan devletini kurmuşlardır. 1920’de Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ne katılmak zorunda kalan Azerbaycan, 30 Eylül 1991’de SSCB’nin çöküşüyle bağımsızlığını yeniden ilan etmiştir.
Azeriler Kafkasya bölgesinin en büyük Türk bölümünü oluşturmaktadır. Ülkede eğitim bu bölgedeki tüm diğer Türk devlet ve topluluklarına göre çok ileri seviyededir.
Asya kıtasının batısında Kafkasya Dağlarının Güneydoğu yamaçlarında yer alır.
86.000 km2 yüzölçümü, 8 milyon nüfusu, verimli tarım arazileri ve doğalgaz, petrol ve demir cevheri gibi zengin doğal kaynakları ile güçlü bir devlet olma yolunda ilerleyen Azerbaycan Cumhuriyeti, stratejik açıdan Kafkaslar’ın ve Orta Asya’nın en önemli bölgesinde yer alır.
Türk işadamları tarafından gerek yatırım gerekse ticari faaliyet bakımından tercih edilen bir ülkedir. 1992 yılından itibaren birçok Türk şirketi Azerbaycan’da müşterek müessese kurmuşlar, şube veya temsilcilik açmışlardır.
“ Türk İslam Birliği’nin bir gün bile gecikecek durumu yok. Hemen olması lazım. Bu herkesin lehine. Ne NATO’nun aleyhine, ne Avrupa Birliği’nin aleyhine, bütün dünyanın lehine bu. Her yönden çok büyük bir menfaat ve fayda var bunda. Ama Türkiye’nin lider olması şart görünüyor.” 
Adnan Oktar (Nisan 2008 tarihli Türkmeneli TV Röportajı…)
Türk Birliği’nden İslam Birliği’ne Doğru
Türkiye ve Azerbaycan arasında tesis edilecek işbirliği ve bütünleşme politikalarının ilk adımı, bu ülkeler arasında “Türklük ve Müslümanlık” bilincinin geliştirilmesidir. Türkiye önderliğinde gerçekleştirilecek “Türk-İslam Birliği” Allah’ın izniyle bir öncü model olacaktır.
Osmanlı İmparatorluğu’nun mirasçısı olan Türkiye’nin, Balkanlar’dan Doğu Türkistan’a kadar uzanan bölgede bu yönde yapacağı başarılı girişimler yıllarca “Adil Türk İdaresi” altında yaşamış Ortadoğu Müslümanlarını da olumlu yönde etkileyerek İslam Birliği’nin bir an önce oluşturulmasını sağlayacaktır. Milli ve dini kimliklerin giderek daha da önem kazanacağı ve medeniyetler arasında çatışmalara sahne olacağı düşünülen bir çağda sağlanacak İslam Birliği, böyle bir çatışmanın zeminini de ortadan kaldıracaktır. Bununla birlikte, Allah’ın izni ile, yaşanacak bu güzel gelişmelerle tüm dünya aydınlık bir çağa kavuşacaktır.
“Kim Allah’ı, Resûlü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah’ın taraftarlarıdır.” (Maide Suresi, 56)

Azerbaycan ve Türkiye iki ayrı devlet tek millet


Ne demiştiNe oldu
Çay TV, 15 Ocak 2008
Sunucu: Türkiye’nin yeniden Osmanlı dönemindeki gibi bölgeye hakim, eski gücünde bir ülke olmasını istiyorsunuz. Dünyaya yön veren bir ülke olmasını istiyorsunuz. Bu konuma Türkiye gelebilecek mi?
Adnan Oktar: Zaten yüzyılların mirası bu. Bütün İslam ülkeleri bunu istiyor. Bütün Türk devletleri istiyor. Azerbaycan’a sorun, direkt Türkiye’nin yönetiminde olmayı istiyorlar. Türkiye ile sınırlarımızı kaldıralım tek devlet olalım diyor Azerbaycan.

SAYIN ADNAN OKTAR’IN ESERLERİNDEN FAYDALANILARAK HAZIRLANAN GAZETE İLANI (Mayıs 2008 tarihinde yayınlamaya başlanmıştır)
Yeni Şafak  Gazetesi, 4 Haziran 2008
 
Azerbaycan ve Türkiye İki Ayrı Devlet Tek Millet’
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev baş başa ve heyetlerarası görüşmelerin ardından basın toplantısı düzenlediler. Sayın Erdoğan yapılan görüşmelerde iki ülke arasındaki siyasi, ekonomik, askeri, kültürel, ticari, eğitim gibi alanlarda ilişkileri gözden geçirdiklerini belirtti. Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin müstesna bir nitelik kazandığını vurgulayan Başbakan Erdoğan, ortak projelerin, iki ülke arasındaki stratejik ilişkilerin gücünü gösteren önemli bir gösterge olduğunu söyledi.
Aynı şekilde İKÖ’de (İslam Konferansı Örgütü) iki ülkenin hep dayanışma içinde olduğunu, Avrupa Parlamentosu’nda da bunun örneklerinin bulunduğunu ifade eden Erdoğan, Türk dünyasında da Türkiye ile Azerbaycan arasındaki dayanışmanın iyi bir örnek olduğunu belirtti. Erdoğan, “Aldığımız kararlarda hiçbir zaman bir şüphecilik yoktur. Hemen süratle gereği neyse bu yapılmıştır. Bundan sonra da yapılmaya devam edecektir. Bizim dayanışmamız olmaması halinde o zaman bizim ‘iki ayrı devlet, tek millet’ anlayışı yerine gelmez. Bunu her zaman yerine getirmemiz lazım” diye konuştu.

Azerbaycan ve Ermenistan dost olacak, Türk İslam Birliği muhakkak kurulacaktır

Bir sevgi ve dostluk birliği olarak inşa edilecek olan Türk İslam Birliği’ne; Ermenistan’dan İsrail’e, Litvanya’dan Gürcistan’a, Rusya’dan Ukrayna’ya, Avrupa Birliği’nin ortalarından Çin’in içine kadar çok geniş bir coğrafya dahil olacaktır. Türk İslam Birliği herkesi kucaklayan bir birlik olacak, bölgedeki tüm ülkeler bu birliğin içinde yer alacaktır. Milyonlarca km2‘lik dev bir alanı kaplayacak olan bu coğrafyada Ermenistan gibi küçük bir coğrafyaya sahip olan, arada sıkışıp kalmış, yokluk içinde yaşayan bir ülkenin acıya ve sıkıntıya terk edilmesi İslam ahlakına ve Türk örfüne uygun olmayan bir yaklaşımdır. Allah’ın Kuran’da bildirdiği şefkat, hoşgörü, anlayış, sevgi ve koruyuculuğun en güzel örneğini teşkil edecek olan Türk İslam Birliği, bu sınırlar içinde yaşayan her dinden, her düşünceden, her ırktan insanı en güzel şekilde koruyup kollayacaktır. Tüm bu topluluklar için bir kurtuluş vesilesi olacaktır.
Türk Milletinin dünyayı yönetecek süper bir güç haline gelmesini istemeyen, Türk’ün gücünü kırmak isteyen, Türk İslam aleminin birlik olmasından rahatsızlık duyan çevreler ise tarih boyunca olduğu gibi bugün de düşmanlık duygularını kışkırtmaya çalışarak, birbirine kardeş olan toplumları suni olarak birbirinden ayırmaya kalkışarak fitne oluşturmayı hedeflemektedir. Ancak bu oyunlar 1800′lerin karanlık dönemlerinde kalmıştır. Sevginin, hoşgörünün, Kuran’ın nuruyla aydınlanmanın dönemi olan bu yüzyılda, bu oyunların başarıya ulaşması mümkün değildir. Tüm bu çevrelerin çabalarının aksine Azeriler, Türkler, Ermeniler, Ruslar ve bölgede yaşayan tüm toplumlar dostlukla, kardeşce biraraya gelecek ve büyük Türk İslam Birliği tesis edilecektir.

Dostluk ve sevgiyi temel almayan, Kuran ahlakında kesinlikle yasaklanmış olan ırk üstünlüğünü savunan, eski düşmanlıkların devam etmesini isteyen bir anlayışın ise başarı elde edemeyeceği, bu özlenen birlikteliği kuramayacağı açıktır. Geçmişte Kafkaslar’da ve eski SSCB topraklarında yaşanan tek işgal, tek savaş, tek haksızlık, tek kıyım Dağlık Karabağ’da yaşanmamıştır. Sovyetler dönemi Türk Müslüman halkların soykırımlarının örnekleriyle doludur. Bu dönemde milyonlarca Müslüman kanı dökülmüş, mazlum kadınlar, çocuklar, yaşlılar acımasız katliamlara maruz kalmış, on milyonlarca insan topraklarından sürülmüş, bu sürgünler sırasında milyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Bilindiği üzere, binlerce Azerinin şehit edildiği, Hocalı’da çok acı olayların yaşandığı Dağlık Karabağ’ın işgali de dönemin Rus yönetiminin kontrolü ve desteğiyle gerçekleşmiştir. 1928 ve 1953 yılları arasında (Stalin döneminde) toplama kamplarına toplam 30 milyonun üzerinde insanın gönderildiği hesaplanmaktadır. Bunların üçte ikisinden fazlası, yani en az 20 milyon insan bu kamplarda hayatını yitirmiştir. Bunların büyük bölümü Türk Müslüman halklardır. Yalnızca Stalin döneminde yaşanan katliamların rakamları şöyledir:
Yargılamadan hapsedilen on binlerce rehine ya da insanın kurşuna dizilmesi ve 1918-1922 yılları arasında ayaklanan yüz binlerce işçi ve köylünün katledilmesi.
5 milyon insanın ölümüne yol açan 1922 açlığı.
1920′de Don Kazakları’nın ortadan kaldırılması ve sürgüne gönderilmesi.
1918-1930 yılları arasında on binlerce insanın toplama kamplarında öldürülmesi.
1937-1938 yıllarındaki Büyük Temizlik sırasında 690.000′e yakın insanın ortadan kaldırması.
1930-1932 yılları arasında 2 milyon “kulak”ın (ya da kulak oldukları iddia edilen kişilerin) sürgüne gönderilmesi.
1932-1933 yıllarında 6 milyon Ukraynalının kasıtlı olarak meydana getirilen açlıktan kırılmasına seyirci kalınması.
1938: Çoğu Kırgız Türkleri’nden oluşan ve hiçbir suçu bulunmayan 138 mazlum kurşuna dizilmiş ve üzerleri de toprakla kapatılmıştır. Bu olay tarihe Kırgızistan Ata Beyt Katliamıolarak geçmiştir.
Önce 1939-1941 yılları arasında, ardından da 1944-1945 yıllarında yüz binlerce Polonyalı, Ukraynalı, Baltıklı, Moldavyalı ve Besarabyalının sürgüne gönderilmesi.
1941′de Volga Almanlarının sürgüne gönderilmesi.
1943′de Kalmık Türklerinin topyekun sürgün edilmesi.
1943′de Karaçay Türklerinin topyekun sürgün edilmesi.
1943-1944′de Sovyet Yönetimi, 2. Dünya Savaşı sırasında düşmanla işbirliği yapmak iftirasıyla Karaçaylılar, Malkarlılar, Çeçenler, İnguşlar, Kalmuklar, Kırım Tatarları ve Mesket Türkleri gibi yaklaşık 1.5 milyon Türk ve Müslüman halkı başta Sibirya ve Kazakistan olmak üzere öz topraklarından binlerce km. öteye sürgün etti. Bu insanların yaklaşık 600.000 kadarı sürgün sırasında ya da kamplarda hayatını kaybetti.
1944′de Kırım’dan sürgün edilmesi unutulan Arabat Köyü’ndeki bütün Kırım Türklerinin eski bir gemiye bindirilmesi ardından da denizin ortasına gelindiğinde ambar kapakları açılarak Kırım Türklerinin katliama uğratılması.
1944 Ahıska Sürgünü: Stalin 2. Dünya Savaşı sırasında Ahıskalı Türk gençlerini, Almanlara karşı savaşta kullanmak için zorla evlerinden aldırdı. Halkın geri kalanlarını ise tren vagonlarına doldurarak yurtlarından sürülmesi emrini verdi.  Bu sürgün sırasında soğuk, açlık, hastalık ve havasızlık nedeniyle 20 bin Ahıskalı Türk hayatını kaybetti.
19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Çarlık hükümeti ardından da Sovyet rejimi Azerbaycan petrollerinin hemen tamamına yakınını kullanmış ve Azerbaycan halkına çok az pay bırakmıştır. Azerbaycan halkına sadece kullanacağı kadar hatta çoğu zaman daha da az petrol ve doğal-gaz bırakılmıştır.
1970′li ve 1980′li yıllara kadar Azerilerin dil, kültür ve millî tarihleri üzerinde Sovyet baskısı devam etmiştir.
1988 sonlarına kadar diğer Türki Cumhuriyetlerde olduğu gibi Azerbaycan’da da okullarda ateist eğitim devam etmiştir.

Kafkaslardaki Kardeş Cumhuriyet: Azerbaycan

Yaklaşık 70 yıldır Rus emperyalizmi tarafından sömürülen Azerbaycan’ın bağımsızlığını elde etmesi beraberinde siyasi ve ekonomik sorunları da getirdi. SSCB’nin sistemli asimilasyon politikası karşısında Türk-İslam kimliğini muhafaza etmeyi başaran Azeri soydaşlarımızın Türk Dünyası’nın lider ülkesi Türkiye’den büyük beklentileri bulunuyor.
Asya kıtasının batısında Kafkasya Dağlarının Güneydoğu yamaçlarında yer alan Azerbaycan Cumuriyeti stratejik açıdan Kafkaslar’ın ve Orta Asya’nın en önemli bölgesinde yer alır. 86.000 km2 yüzölçümü, 8 milyon nüfusu ve zengin doğal kaynakları ile güçlü bir devlet olma yolunda ilerleyen Azerbaycan Cumhuriyeti ile Türkiye arasında siyasi ve ekonomik alandaki ilişkilerde belirgin gelişmeler görülüyor.
Ekonomik Yapı
SSCB döneminde 70 yıl boyunca sömürülen Azerbaycan’ın bağımsızlığını kazanması beraberinde birçok sorunu da getirdi.
Azerbaycan’ın ekonomisi sanayi, hayvancılık, doğal kaynaklar ve tarıma dayanıyor. Sanayi ürünlerinin başında petrol rafineri ürünleri, petro-kimya ürünleri, pamuklu ve yünlü dokuma, tarım ürünlerine dayalı sanayi malları geliyor.
Azerbaycan’ın en önemli yeraltı kaynağı petrol ve doğalgazdır. Yıllık petrol rezervi 8 milyar varil olarak belirlenmiştir. Rusya’nın bölgedeki hakimiyetinin sona erdirilmesi için bazı Batılı petrol şirketlerinin Azerbaycan’da rafineri kurmasına izin verilmektedir. Azerbaycan’ın milli petrol şirketi SOCAR Batılı petrol şirketleriyle 1994 yılında bir anlaşma imzalamış ve bu anlaşma ile Azerbaycan petrollerinin yaklaşık %40′ı ABD’li petrol şirketlerinin eline geçmiştir.
Azerbaycan, petrol kaynaklarının dışa açılımı konusunda bugüne kadar Bakü-Supsa ve Bakü-Novorossisk petrol boru hatlarını devreye soktu. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı projesinin mühendislik çalışmalarına başlandı. Şahdeniz gazının ülkemize sevki için de imzalar atıldı.
Ayrıca Azerbaycan’da 450 milyar m3 doğalgaz rezervinin olduğu da tahmin edilmektedir. Bugüne kadar 28 doğalgaz yatağı işletmeye açılmıştır. Doğalgaz üretimi ise yıllık 114 milyon m3‘tür.
Petrol ve doğalgaz rezervinin yanı sıra Azerbaycan topraklarında işletilmekte olan 450 milyon ton demir ve 150 milyon ton alüminyum rezervi bulunmaktadır.
Azerbaycan’ın Bağımsızlık Mücadelesi
Türklerin Azerbaycan’a gelişlerinin tahmini M.Ö. Saka-İskit döneminde başladığı savunulmaktadır. M.S. 395′te Hun Türkleri Balkanlar’a inerken bir kısmının Kafkaslar yoluyla Anadolu’ya ve Azerbaycan’a sarktıkları da bilinmektedir. Selçuklu Türklerinin Azerbaycan’da görülmeleri ise 1015-1021 yılları arasındadır. Sultan Alpaslan zamanında Azerbaycan’da Türkmenler sayesinde Azerbaycan’ın Türkleşmesi kolay gerçekleşmiştir. Azerbaycan daha sonra İlhanilerin egemenliğine girmiş ve bir süre “Altın Ordu” devletinin hakimiyetinde kalmış, Akkoyunlu ve Kara Koyunlular döneminde Türk nüfusu bakımından en yoğun dönemini yaşamıştır.
Azerbaycan toprakları Rusların egemenliğine girdikten sonra Revan’a ve Karabağ’a Ermeniler yetiştirilmeye başlanılmıştır.
Azerbaycan Türkleri 28 Mayıs 1918′de de ulusal Azerbaycan devletini kurmuşlardır. Ancak 1920 de Kafkasya ötesi Sosyalist Sovyet Cumhuriyetlerine katılmak zorunda kalmış, 30 Eylül 1991 de SSCB çöküşüyle bağımsızlığını yeniden ilan etmiştir.
Azeriler Kafkasya bölgesinin en büyük Türk bölümünü oluşturmaktadır. Asya’da ve Kafkasya’daki Türk halklarının en okumuş ve kültürlüleridir. Bugüne kadar Kafkaslarda ulusal ve ırksal uyanışın merkezi hep Bakü olmuştur.
Bağımsızlığın Sonrası
1992 baharında Azeri-Ermenistan savaşındaki askeri başarısızlıklarının ardından Ayaz Muttalibov başkanlıktan istifasını verdi. Daha sonra Muttalibov demokratik seçimleri önlemek ve yeniden başkanlığa geri dönmek için bir takım entrikalar düzenlerken Azeri Ordusu Milli Halk Cephesi desteğinde Azeri Parlamentosu’na girdi. Ve Haziran 1992′de yapılan demokratik seçimlerde Ebulfez Elçibey Milli Halk Cephesi Başkanı olarak oyların %59′unu aldı. Türkiye ve Batı İttifakı yanlısı olan Elçibey, Azerbaycan’ı Rusya’dan uzaklaştıran bir politika izledi. Ancak genç bir ordu komutanı olan Surat Hüseyinov, Gence sehrinden çıkarak bir ihtilal gerçekleştirdi ve Haydar Aliyev’i Nahçevan’dan Bakü’ye getirerek başkan ilan etti. Böylelikle Azerbaycan Cumhuriyeti’nin başkanlığına “Yüksek Sovyet” üyesi eski başkan Haydar Aliyev geri dönmüş oldu. (Harun Yahya, İslam’ın Kışı ve Beklenen Baharı)
Karabağ Sorunu
Çarlık Rusyası Generali Sisyanov 1805 tarihinde, Çar’a gönderdiği raporda “Karabağ, coğrafi yeri bakımından Anadolu’nun, İran’ın ve Azerbaycan’ın kapısı sayılır” demek suretiyle, bölgenin stratejik önemini belirtmiş ve burada dengeyi kendi yararlarına çevirebilmek için Müslümanların arasına Hıristiyan unsurların (burada amaçlanan Ermenilerdir) yerleştirilmesini önermiştir. Bunun üzerine 1825-1826 yılları Gacar Yönetimi ile Çarlık Rusyası arasındaki savaş sırasında, Güneyden 18.000 Ermeni getirilerek Dağlık Karabağ’a iskan edilmiştir. Bu tür uygulamaların gittikçe hızını artırması üzerine, Osmanlı idaresinde bulunan bölgelerden getirilen Ermeniler, Karabağ’ın yanı sıra Kafkasya’nın değişik yerlerine de gönderilerek, bugünkü “huzursuzluk” için ortam yaratılmıştır. Rusların, yaklaşık iki yüzyıl önce uygulamaya koydukları “Ermenileri yerleştirme ve yayma” politikası, pratiğe dönüşmüş ve komşumuz da bu “enstrümanı” dilediği zaman ve şekilde kullanabilmektedir. Böylece bu durum, uzun vadeli politika üretmenin ne denli önemli olduğunu göstermesi açısından, dikkate değer niteliktedir.
Ermenilerin zorlaması ve Rusların desteğiyle, Azerbaycan’ın doğal ve yasal sınırları içinde bulunan Nahçıvan’a Muhtar Cumhuriyet, Dağlık Karabağ’a da Muhtar Vilayet statüsü tanınmıştır. Bu suretle Ermeniler, zoraki oluşturulan, Muhtar Vilayet statüsünün arkasına sığınarak, burasının Ermeni toprağı olduğunu ve dolayısıyla Ermenistan’a bağlanması gerektiğini söyleyecek kadar ileri gitmişler ve özellikle Kızıl Ordu artıklarının da yardımıyla Azerbaycan topraklarını işgal etmeye başlamışlardır. Ermenilerin yaptıkları katliamlara ve bu arada özellikle Hocalı Kasabası’nı tümden yakmalarına rağmen, Birleşmiş Milletler ve Batılı büyük devletler ciddi bir tepki göstermemişlerdir. İnsanlık ayıbı olan zulüm karşısında evini, toprağını geride bırakarak canını kurtaran bir milyonu aşkın insan yıllardan beri göçebe konumundadır ve ağır koşullar altında yaşamını sürdürmektedir.
Bu makale, Araştırma Dergisi 11. sayı (Eylül 2002) 22. sayfada yayınlanmıştır.

Türk-İslam Birliği için önemli bir adım: Kafkas İttifakı

Sayın Adnan Oktar’ın çok yönlü ilmi çalışmalarını ve Türk-İslam Birliği’nin kurulmasının aciliyetini ve önemini vurgulayan açıklamalarını takiben, bu birliğin tesis edilmesi yolunda her geçen gün önemli bir gelişme yaşanıyor. Son birkaç ay içinde, Türk Birliği Meclisi’nin kurulması, yapılan D8 ve İslam Konferansı Teşkilatı toplantılarında temel konu olarak İslam Birliği’nin işlenmesi, Müslüman aleminin dört bir yanından birlik seslerinin yükselmesi, Sayın Ahmedinejad’ın Türkiye ziyareti sırasında Sünni imamın arkasında namaz kılarak Sünni-Şii ittifakını destekleyen tavırları ve açıklamaları bu gelişmelerden sadece birkaçı.
Bu önemli gelişmelere geçtiğimiz hafta bir yenisi daha eklendi ve Türkiye, Kafkasya’ya barış ve istikrar getirecek çok önemli bir projenin öncülüğünü yaptı. Başbakan Erdoğan’ın Rusya’yı ve ardından Gürcistan’ı ziyaretiyle, Kafkas İttifakı olarak adlandırılan proje hayata geçirildi. Bu projenin, Sayın Adnan Oktar’ın Türk-İslam Birliği’nin ilk önce Kafkasya’dan başlayacağını ifade etmesinin hemen ardından gerçekleşmesi ise çok dikkat çekici.
Basında “Türkiye’nin Başarısı” olarak adlandırılan bu önemli ittifak girişiminin temel prensipleri de, Sayın Adnan Oktar’ın açıklamalarında üzerinde durduğu konularla büyük paralellik göstermektedir:
•    Devletlerin egemen eşitliği ve egemenliğin özündeki haklara saygı,
•    Sınırların dokunulmazlığı,
•    Devletlerin toprak bütünlüğüne saygı,
•    Uyuşmazlıkların barışçı yollarla çözülmesi,
•    İç işlerine karışmama,
•    Düşünce, vicdan, din ve inanç özgürlükleri de dahil olmak üzere insan haklarına ve temel özgürlüklerine saygı,
•    Devletler arasında işbirliği….
SAYIN ADNAN OKTAR’IN ESERLERİNDEN FAYDALANILARAK HAZIRLANAN İLANLARDA TÜRK-İSLAM BİRLİĞİ’NİN NASIL OLMASI GEREKTİĞİ ŞÖYLE TASVİR EDİLMİŞTİR:
Türk-İslam Birliği, bir sevgi birliğidir. Muhabbet birliğidir, gönül birliğidir. Bu birliğin temeli, sevgi, fedakarlık, yardımseverlik, merhamet, hoşgörü, anlayış ve uzlaşıdır…
Türk-İslam Birliği’nde fikir ve ifade özgürlüğü vardır. Her düşünceden ve inançtan insanın hiçbir baskı ve zor ortamı olmadan fikirlerini ifade edebilir. Bu insanların hakları her yönüyle korunur, herkesin düşüncesi hoşgörü ile karşılanır…
Türk-İslam Birliği dünyaya barış getirecektir. Türk-İslam Birliği öncelikle Müslüman ülkeler arasındaki anlaşmazlıkları çözüp İslam dünyasına sulh getirecek, öte yandan dünya genelinde çatışma ve savaşı kışkırtan her türlü hareketin karşısında yer alacak, savaşı körükleyen her türlü girişime karşı engelleyici bir güç olacaktır.
SAYIN ADNAN OKTAR’IN KONUYLA İLGİLİ AÇIKLAMALARI

Denge TV, 3 Temmuz 2008
“HERKESİN YİNE DEVLETİ DURSUN, AMA BİR MANEVİ BİRLİK OLUŞSUN. Bir Türk İslam Birliği. Çünkü bütün Türk ülkeleri de hepsi Müslümandır. Büyük bir coğrafyada çok büyük bir denge unsuru olur bu. Bir kere bunu en büyük faydası terör hemen anında durur. Terör diye bir konu kalmaz. Yani dünyada silinir terör bir. İkincisi ekonomi müthiş canlanır.Fakat en önemlisi manevi ferahlık ve huzur meydana gelir. Yani herkesin kafası dingin olur. Dinsiz de rahat eder, dindar da rahat eder.”
Azerbaycan TV, 11 Haziran 2008
“Bu bir gönül birliği. BENİM DÜŞÜNDÜĞÜM TÜRK İSLAM BİRLİĞİ’NDE BÜTÜN DEVLETLER MİLLİ DEVLET OLARAK KALIYOR HEPSİ. Bu bir gönül birliği yani bir sevgi birliği, muhabbet birliği ve ortak akıl birliği mesela bir yerde bir terör olduğunda ortak karar alıp ortadan kaldırmak. Mesela ekonomik bir çıkmaz olduğunda ortak karar alıp bunu çözmek. Ama burada bir şiddetli aşk gerekir. Şiddetli bir coşku gerekir. Yani öyle resmiyetle olmaz bunlar. Bunlar coşkuyla heyecanla olur. Yani bir ülkeyi kurtarmaya kalkmak. Bir yerde terör olduğunda topluca karar vermek bunlar aşk gerektirir…”
Konya TV, 28 Şubat 2008
Filistin’in kurtuluşu bize bağlı, İsrail’in kurtuluşu da bize bağlı, İsrail de bizle rahat edebilecek durumda, Ermenistan da, Türkistan da, Tacikistan da, İran da, Pakistan da hepsi bizle kurtulacak görünüyor. Fas, Tunus, Cezayir bayram yaparlar Türkiye lider olursa. ONUN İÇİN BU GÖREVİ ARTIK GECİKTİRMEYELİM. TÜRKİYE BU GÖREVE BİR TALİP OLSUN. Bakın kimse itiraz edecek mi? Türkiye çıksın desin, “Biz talibiz bu göreve”, “Hayır arkadaş, ben bunu kabul etmiyorum” diyen kimse çıkmayacak. Herkes bunu istiyor.”
Star Gazetesi, 15 Ağustos 2008

Vatan Gazetesi, 15 Ağustos 2008
Posta Gazetesi, 15 Ağustos 2008
KAFKAS İTTİFAKI’NDA ERMENİSTAN
Kafkas İttifakı’yla ilgili basında yer alan haberlerde dikkat çeken önemli bir husus da, Ermenistan’a yapılan dostluk çağrısı ve Ermenistan’ın da bu birliğe davet edilmesiydi. Bundan kısa bir süre önce Sayın Adnan Oktar’ın eserlerinden faydalanılarak hazırlanan gazete ilanlarında, Azerbaycan-Türkiye ittifakı anlatılırken, Ermenistan’a karşı izlenmesi gereken politikanın da üzerinde durulmuştu. Bu ilanda, geçmişte yaşanılan anlaşmazlıkların bir kenara bırakılarak, geleceğe bakılması gerektiği ifade edilmiş ve her iki tarafın da üzerine düşen sorumluluklar dile getirilmişti. Ermenistan’ın mutlaka dostane bir politika izlemesi gerektiği, komşularıyla iyi ilişkiler içinde olmasının önemi, Türk-İslam Birliği’nin Ermenistan’ın lehine bir gelişme olduğu, Laçin Koridoru’nun muhakkak açılması gerektiği önemle vurgulanmıştı.
Sayın Adnan Oktar da basınla yaptığı görüşmelerde bu konuların üzerinde önemle durmuştu. Tüm bunların ardından Azerbaycan ve Ermenistan arasında, Türkiye’nin önderliğinde, tarihte benzeri olmayan bir şekilde yakınlaşma başladı. Türkiye bölgedeki kültürel ve ekonomik her türlü yatırım ve projeye Ermenistan’ı da davet eden bir politika izledi. Ermenistan devlet yöneticileri de örneğine bugüne kadar pek rastlanmayan dostluk mesajları vermeye başladılar ve mevcut anlaşmazlıkların diplomasi yoluyla çözülmesi gerektiğine yönelik açıklamalarda bulundular. Bu tarihi gelişmelerin her biri –Sayın Adnan Oktar’ın da sık sık ifade ettiği gibi- yakın gelecekte çok büyük olayların yaşanacağının ve Türkiye’nin bu dönemde hayati roller üstleneceğinin açık işaretidir. Allah’ın izniyle Türk-İslam aleminin Türkiye’nin önderliğinde tam anlamıyla birlik olması vakti artık çok yakındır ve bu birlik yalnız İslam coğrafyasına değil, tüm dünyaya güzellik sunacaktır.
SAYIN ADNAN OKTAR’IN AZERBAYCAN TELEVİZYONUNA (11 Haziran 2008) YAPTIĞI AÇIKLAMADAN BİR BÖLÜM

“İki devlet tek millet, bir kere iki taraf da Türk, iki taraf da Müslüman. Tamamen suni bir ayırım var. Yani Ankara’yla, Konya’yı ayırmış gibi bir şey oldu. Yani bu ne kadar mantıklı olursa, bu da o kadar mantıklı yani şu an iki ülkenin ayrı olması. O Karabağ sorununun Ermenistan’la akılcı görüşmelerle mutlaka biran önce çözülmesi gerekiyor. Çünkü bu onların da lehine yani Türkiye’yi karşısına almak, Azerbaycan’ı karşısına almak, Ermenistan için en son düşünülmesi gereken bir şeydir. En hatalı hareketidir. Türkiye’yi de Azerbaycan’ı da kendine dost bilip, yakın bilip onların desteğini araması gerekir. Onun için bu Karabağ sorunu bir an önce hallolması o yolun açılması, koridorun açılması çok hayati. Bu olmayacak şey değil bu çok kolay yapılır. Yani diplomatik bir düzenlemeyle çok kolay yapılır, ama buna bastırmak lazım. Bu yolu açalım. Ermenistan’a biz destek olalım. Ekonomisini canlandıralım. Gelin bizde çalışın. Bizde sizde çalışalım. Gelin Azerbaycan’da istediğiniz gibi gelişin. Çalışma yapın ne yapıyorsanız yapın. Azerilerde gitsin sizin toprağınızda çalışsın. Ama şurayı bir halledelim. Yani bu haksız işgal kalksın. Yolu da açalım. İki devlet bir millet de bir oluşsun.”
Bugün, 15 Ağustos 2008
 

Star, 15 Ağustos 2008
 

Akşam, 15 Ağustos 2008

Türk ve Azeri halkı arasında güçlü bir bağ olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır

Türkiye ile Azerbaycan arasında büyük ve çok güçlü bir manevi bağ olduğu son dönemde Türk siyasetinde meydana gelen gelişmelerle bir kez daha kendini hissettirmiştir. Türk-İslam Birliği hem Türkiye hem de Azerbaycan’da gönülden istenen ve heyecanla gerçekleşmesi beklenen bir hedeftir.
Bilindiği gibi 10 Ekim tarihinde imzalanan  protokolle Türkiye-Ermenistan arasındaki ilişkilerin normale dönmesi amacını taşıyan çok önemli bir adım atılmıştır. Ardından 14 Ekim 2009 tarihinde Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın Türkiye’yi ziyaretiyle birlikte de, İsviçre’de imzalanan bu protokolün ardından karşılıklı iyi niyet mesajları verilmiş ve Türkiye-Ermenistan arasındaki 90 yıllık son  derece soğuk, ve mesafeli yaklaşımlar son bulmuştur. İki tarafın da birbirleriyle düşmanca yaşamak, kardeşlikten dostluktan uzak bir ilişki içinde olmak istemedikleri resmi olarak da kesinleşmiştir.  
Vatan, 15 Ekim 2009
Unutulmamalıdır ki Ermeniler bizim kardeşlerimiz ve dostlarımızdır. Aynı topraklarda yüzyıllarca bir arada dostluk içinde yaşadığımız ve “Millet-i sadıka” olarak bağrımıza bastığımız asil bir milettir. Aramızda çözülemeyecek hiçbir sorun yoktur. Sorun gibi ortaya konan konuların tek ve en önemli çözümü de birbirimize sevgiyle ve merhametle yaklaşmak, geride kalan olayları sorgulamayı tamamen bırakıp tüm dikkatimizi önümüzdeki güzel, hayırlı, müjdeli günlere tekzif etmektir. Geçmişin hesabı yapılarak samimi bir dostluk ve kardeşlik inşa edilemeyeceği açıktır. İçinde bulunduğumuz çağ sevgi çağıdır. 1800′lerin, 1900′ların ırkçı, çatışmacı, öfkeli ve kindar üslubu artık geride kalmıştır. Bugün yapılması gereken, geçmişi geçmişte bırakıp, aydınlık, müreffeh, güzel bir gelecek inşa etmek için çalışmaktır. 
Türk Milleti de Ermeniler de kavgadan, düşmanlıktan, gerilimden asla hoşlanmayan milletlerdir.  İki millet de kardeşçe, huzur ve güven ortamı içinde arada sınırlar olmadan bir arada yaşamak istemekte ve yıllardır bunun özlemi ve umudu içinde yaşamaktadırlar. 
Hürriyet, 15 Ekim 2009
Ancak şu da son derece önemlidir ki tüm bu siyasi girişimler sırasında Türkiye kalben kardeş ülke olarak benimsediği ve Türk-İslam Birliği’nin oluşumunda öncelikli ülke olarak belirlediği Azerbaycan Cumhuriyeti devletinin ve milletinin haklarını her zaman en üst düzeyde tutmuştur ve tutmalıdır. Halen de bu politikasında herhangi bir değişikliğe gitmemiştir. Azerbaycan Devleti ve halkı ile arasında ayrısı gayrısı olmayan Türkiye Cumhuriyeti Devleti onlara zarar verecek, haklarını ihlal edecek, sıkıntılarına çözüm olmayacak hiçbir yolu da yol olarak benimsememiştir ve benimsemez de. Ermenistan-Türkiye Cumhuriyeti Devleti arasındaki yakınlaşmanın temelinde de hem Azeri halkının, hem Ermeni halkının hem de Türk halkının arasında sevgi, dostluk kardeşlik, barış ve güven ortamının oluşması ve bu topraklarda 3 halkın da özgürce yaşamaları, birlikte yatırımlar yapmaları, bolluk ve bereket içinde yaşamaları isteğivardır. Azeri kardeşlerimiz, yüzyıllarca yıldır yaşadıkları Dağlık Karabağ’a diledikleri gibi girebilmeli, evlerinde, bahçelerinde, topraklarında yeniden huzur ve mutluluk içinde yaşayabilmeli, diledikleri zaman arabalarına binip Türkiye’ye, Ermenistan’a girip çıkabilmelidirler. Aynı şekilde Ermeni kardeşlerimiz de istedikleri her an Diyarbakır’a, Urfa’ya, Samsun’a, İzmir’e İstanbul’a, Antalya’ya ve Türkiye’nin her iline rahatça ve güven içinde gidebilmeli arada hiçbir sınır ya da pasaport, vize sorunu olmadan diledikleri yerleri ziyaret edebilmelidirler. Azeri kardeşlerimizle, Ermeni kardeşlerimiz ticaret ilişkileri kurabilmeli, karşılıklı yemek yiyip sohbet edebilmeli, geçmişe hiç bakmadan Türk-İslam Birliği’nin kendilerine sağladığı rahatlığı, güveni ve huzuru doya doya yaşayabilmelidirler. Türk-İslam Birliği içinde yer almanın coşkusunu, mutluluğunu ve refahını tadabilmelidirler. 
Milliyet, 15 Ekim 2009
14 Ekim’de gerçekleşen Türkiye-Ermenistan maçı sırasında da Türk halkının Azeri kardeşlerine ne kadar düşkün olduğu, onların haklarını gözetmede ne kadar titiz oldukları bir kez daha ispatlanmıştır. Azeri halkının şahsı manevisine karşı -onların bulunmadığı bir ortamda dahi- korumacı ve hamiyetli bir yaklaşım içinde olduklarını hem Azerbaycan ile ilgili olarak hazırladıkları pankartlarla hem de Türk bayraklarının yanında dalgalandırdıkları Azeri bayraklarıyla bir kez daha göstermişlerdir.
Hürriyet, 16 Ekim 2009
Türk-İslam Birliği ruhunun tesis ettiği ve yıllardır özlem içinde beklenen Türk, Azeri ve Ermeni halkları arasındaki birlik tüm insanların birbirini sevebileceklerinin, aynı topraklarda özgürce, refah, huzur ve kardeşlik duyguları içinde bir arada yaşayabileceklerinin canlı bir örneğini oluşturacaktır.